Bu Blogda Ara

6 Nisan 2011 Çarşamba

DLNA (Digital Living Network Alliance) Nedir?

Günümüz teknolojisinin getirdiği en önemli yeniliklerden olan DLNA, özellikle bir ev veya ofiste bulunan server veya dijital cihazların efektif şekilde haberleşmesini gerek kablolu gerekse kablosuz olarak gerçekleştirmek için kullanılmaktadır. Yani network alliance sağlamaktadır. Özellikle connected TV'ler de sıkça karşılaşılan DLNA aşağıdaki logo ile tanınmaktadır.

Günümüzün gelişen teknolojilerine bakıldığında her geçen gün hayatımızı kolaylaştıracak yeniliklerle karşılaşmak mümkün. Bunları sıralamaya kalktığımızda görüntülü görüşmelerden kolay taşınabilir belleklere kadar internet üzerinden alışverişlerden sanal pos hizmetlerine kadar birçoğunu ardarda sıralayabiliriz. Bu bakımdan da son zamanlarda göze çarpan bir diğer teknoloji ise DLNA.
Bilgisayar, Cep Telefonu, Fotoğraf Makinesi, LCD TV, MP3 Player, Taşınabilir Disk vs elektronik cihazların birbirine bağlanıp içerikleri (video, müzik ve dijital fotoğraları) paylaşabiliyor.
DLNA teknolojisini destekleyen firmalar da oldukça fazla. Bunlarda bazıları Vestel, Philips, Samsung, Hewlett-Packard, Sony, Microsoft, Intel, Nokia olarak sıralanıyor. Vestel'in de bu teknolojiye yatırım yapıyor olması Türkiye teknolojisi açısından gurur verici.
Öncelikle bu teknolojiyi kullanabilmek için belirli sisteme sahip olmak gerekiyor. Örneğin ;
  • Videolarınızı Bilgisayar üzerinden yayınlamak için enazından Windows Media Player 12 ve bilgisayara;
  • Bu yayını izleyebilmek için Digital Media Player (DMP) sertifikalı bir televizyona
Şu an için bu sertifakaları cihazlar bünyelerinde barındırdıklarından dolayı dışarıdan herhangi ekstra bir işlem yapmanıza gerek kalmıyor.

Cihazlar arası DLNA yolu ile haberleşme yapmak için cihazların marka benzerlikleri olma zorunluluğu da bulunmuyor. Örneğin Samsung'un DLNA destekli Galaxy S telefonu ile Vestel'in DLNA destekli TV'sini sorunsuzca bağlayabiliyorsunuz. Aynı şekilde Vestel marka bir Notebook ile Samsung marka bir LCD TV'yi birbirine sorunsuzca bağlamak mümkün. Ortak bir sertifika düzenine ve çalışma mimarisine sahipler. Tek gereklilik cihazların aynı ağ üzerinde bulunması şartı.

Günümüzde her cihaz (ethernet ve Wi-Fi desteği olan) DLNA kullanabilir. Hizmetin aktif kullanılması gereken tek şey DLNA'den alınacak sertifika ve internetten indirilerek yüklenilecek sunucu (server) programıdır. Vestel LCD TV ile yapılan DLNA testinde DLNA bağlantısı ile yaklaşık 50m mesafeden 720p çözünürlükte video sorunsuzca aktarılmaktadır.

Daha detaylı bilgilere www.dlna.org adresinden ulaşabilirsiniz...

Stereoscopic Çekim Metodu ve Görüntüleme Biçimi

Günümüz dijital dünyasında 3D görüntü oluşturmak için mevcut metod "stereoscopic display" olarak tanımlanmıştır.
Bu görüntüyü oluşturmanın ana amacı sağ ve sol göz için iki farklı resim oluşturma prensibine dayanmaktadır. Bunun için çift lensli kameralar, fotoğraf makinaları geliştirilmektedir. Sağ ve sol göz için oluşturulan bu görüntülerin izleyiciye ne şekil bir teknik ile aktarılacağı ise farklılık göstermektedir. Aşağıda bir stereoscopic çekim kamerası yer almaktadır:


Stereoscopic çekim metodunun görüntüleme biçimi ise 2 alt başlığa ayrılmaktadır. Bunlar;
  • LC Shutter Glass
  • Pattern Retarder

LC Shutter Glass: 
Bu metodla 3D görüntü oluşturmak için, izleyici aktif gözlük de denilen “shutter glasses” kullanılmaktadır. Sağ ve sol göz icin ayrı ayrı olan görüntülerden oluşan dizi şeklindeki görüntü, bu sağ ve sol görüntünün arka arkaya ve hızlı bir şekilde ekrana basılmasıyla oluşur. Burada sağ ve sol görüntü icin herhangi bir kodlama, polarizasyon vs. sözkonusu değildir. Bu yöntemle 3D görüntü oluşturmada anahtar nokta, izleyicinin kullandığı LC aktif gözlüklerin, panelle senkron bir şekilde sağ görüntü basılırken sol gözü, sol görüntü basılırken sağ gözü kapatmasıdır. Böylece o an ekrana basılan görüntü sadece ilgili göz tarafından görülecektir. Sağ ve sol görüntünün yüksek bir hızda ardarda ekrana basılması ve aktif gözluklerin sağ ve sol gözün görmesine sırayla izin vermesi sayesinde beyinde 3D algısı oluşturulur. Durumu özetleyen figür aşağıdadır.

Aktif gozluklerin kullanıldığı bu stereoskopik goruntuleme sistemi, sinemalarda hala polarizasyonun yerini alamamıştır. Bunun nedeni de shutter glass maliyetinin yuksekliğidir. Fakat evler icin tasarlanan 3DTV sistemleri, bu sistemi şuan için bu sistemi kullanmaktadır, fakat yeni nesil görüntüleme metodu olan FPR teknolojisiyle bunun değişeceği öngörülmektedir.

Pattern Retarder:
Başka bir Stereoskopik görüntüleme yöntemi olan polarize görüntüde, sağ ve sol goz icin farklı olan görüntüler, birbirinden farklı polarize edilerek görüntülenir. İzleyicinin kullandığı pasif polarize gözlükler, her göz icin sadece ilgili polarizasyondaki ışığın gececeği şekilde polarize filtreleme yaptığından sağ göz tek satırları görüntüyü, sol göz de çift satırlardan oluşan görüntüyü(ya da tam tersi) görür. Bu filtreleme genellikle 180 derece polarizasyon farkı şeklinde olmaktadır. Resimler ve video sinyali line-interleave(satırlar iç-içe) metodu ile işlenip panele verilmektedir. Sağ ve sol göze aynı anda belli polarizasyondaki resimler aynı anda aktarılmaktadır. Böylece yine 3D hissi yaratılmış olur.  

FPR teknolojisinin SG üzerindeki temel üstünlükleri mevcuttur:
  • Daha estetik ve konforlu gözlükler, SG de durum rahatsız edici ve ağır.
  • Flicker(ekran parlaması, anlık yanıp sönme) olmaması, SG de bariz görülen problem.
  • Yüksek resim yenileme oranı(her göz için aynı anda), SG de ise farklı zamanlardadır.
  • 3D de çok düşük crosstalk(<2%), SG de ise bu oran 3% civarında.
  • 3D de yüksek parlaklık (brightness), FPR da kayıp yok; SG de ise oldukça düşük.
  • Gözlük şarj etme durumu yok, çünkü pasif gözlük kullanılmaktadır.
  • Gözlük haberleşmesi olmadığından dolayı 3D senkronizasyon problemi yoktur.
  • En önemli dezavantajı ise ekranın karşısından ve ekrana dikey açıda maksimum performansın alınmasıdır. Dikeyle açı miktarı arttıkça crosstalk denilen görüntüde gölgelenme artar.

Vestel 3D TV Pazara Çıktı!

Tüm dünyada özellikle LCD teknolojisinin gelişmesi ve yeni trendlerin ortaya çıkmasıyla birlikte başta Samsung, Sony ve LG olmak üzere çoğu firma 3D konusunda oldukça ciddi ARGE çalışmaları yürütmektedirler. Türkiye'nin tüketici elektroniğinde avrupaya açılan penceresi olan Vestel de bu ARGE faaliyetlerinden geri kalmadı.

Vestel'in ürün gamına yeni eklenen 3 boyutlu televizyonunu ilgilenenler için değerlendirmekte fayda var. 
Ürünün temel karakteristik özelliği aktif gözlük denilen(shutter glass) metoduyla izlenmesidir. Belli zaman aralığında sağ ve sol göze ayrı resim basma prensibine dayanan bu metodda stereoscopic çekim yöntemiyle elde edilen 3D yayınların TV de görüntülenmesi sağlanmaktadır. 

3D konusunda daha fazla bilgi almak veya çalışma prensibi konusunda blogumdaki diğer kısımlara bakabilirsiniz...

Ses ve  görüntü olarak incelediğim bu üründe dikkatimi çeken en önemli nokta ELED(Edge LED, ultra ince) panellerin kullanılması, 2D/3D görüntü kalitesinin ve 3D derinliğin mükkemmel olması, sanal 3D(2D yayını 3D yayına çevirme), kanal geçişlerinde özel efektler kullanılması ve ürün kapanırken ise göz kırpma efektinin olması en çok dikkat çeken olumlu özellikler.  Diğer avantajlı tarafları 240Hz, DVB T/C desteği, CI+, mpeg4 olarak sırayabilirim. Samsung, Sony ve LG  gibi firmaların aynı konsept ürünleriyle karşılaştırıldığında oldukça iyi durumda ve aynı özellikleri sunmaktadır.

Ses teknolojisi bakımından da piyasada son zamanlarda ve olumlu özellikleriyle ön plana çıkan SRS TruSurround HD ve Dolby Digital Plus kullanılmış. 

Sony'nin 3D TV sini de daha önce inceleme fırsatı bulduğumdan dolayı Vestel 3D TV'nin daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Bu da gösteriyorki Vestel 3D TV'nin rakiplerinden eksik yanı yok, hatta bazı noktalarda ileride olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu bakımdan ürünü alacaklara gönül rahatlığıyla tavsiye ederim...
Aşağıda ürüne ait diğer tüm özelliklere aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz...

iPhone mu almalı yoksa Android işletim sistemli smartphone mu?

Merhaba,

Öncelikle android işletim sistemini kullanan bir kullanıcı olarak yazdığımı belirtmek isterim. Aşağıda Android'in iphone üzerindeki temel üstünlüklerini olduğunu düşündüğüm kısımları sizlerle paylaşmak isterim. 

1. Multitask yeteneği

iPhone işletim sistemi bu yeteneği ancak 4.0 sürümüyle kazanıyor. Ancak tam olarak değil, hala kısıtlamaları var. Oysa Android 1.0 sürümünden bu yana güçlü bir multitask yeteneğine sahip ve mimari olarak bu konuda üstün. Kullanıcılar Android üzerinde uygulama çalıştırmadan GPS verisi bile kaydedebiliyor.

 2. Ana ekran farkı

Android'in ana ekranı kişiye özel olarak özelleştirilebiliyor. Önemli uygulamalar aktif bir şekilde ve bir bakışta kullanıcıyı bilgilendiriyor. iPhone'da sayfalarca uygulama gezip, çalıştırıp, yüklemesini beklemek gerekiyor. 

3. Android uygulamaları

Android'İn arkasında 50.000 adet uygulama var. Sayı olarak ve kazanç olarak bir başarı hikayesi olan iphone App Store'un 180.000 sayısına uzak görünebilir ama hızla büyüyor. iPhone uygulama dükkanına haftada 10.000 uygulama gönderilse de bunların çoğu artık aynı işleri yaptıkları ya da çok basit uygulamalar oldukları için kabul görmüyor. Yani iPhone App Store eskisi kadar hızlı güçlenemiyor. Android ise genç ve çevik.
 
4. Android uyarıları
iPhone'da pop up bilgilendirmeler ile kısıtlama var ama Android'de ek uygulamalar çok rahat. Ana ekranı doldurmadan uyarı çubuğunda gözüken bilgiler, kolayca açılıp okunabiliyor. Kullanıcı türlü uygulamanın sunduğu bilgilendirmeden, hızla, kolayca haberdar olabiliyor.

5. Özgürlük

Apple kullanıcıları ya iPhone alacak, ya iPhone alacak. Ama Android kullanıcıları türlü cep telefonu seçeneğine sahip. Bu işletim sisteminin sunduğu özelliklerden farklı markalara ait, farklı özelliklere sahip kişisel zevk ve ihtiyaçlara uygun cep telefonları ile yararlanmak mümkün oluyor.

6. Servis sağlayıcı özgürlüğü

Yurtdışında ve özellikle rekabetin yoğun olduğu yer Amerika. Tek servis sağlayıcı ile anlaşan Apple'ın iPhone'u meşhur oldukça AT&T hizmetinden şikayetler de artmaya başladı. Google Android'de ise çeşitlilik var. Bu çeşitlilik ve seçim özgürlüğü bir servis sağlayıcıdan hoşnut kalmayan tüketiciye rahatlık sağlıyor. Dünya çapında buna benzer bir durum söz konusu.

7. Jailbreak'e gerek yok

Ek özellikler açmak için iPhone yazılımını kırıp garanti dışı bırakmak gerekiyor. Bu durumu Apple tasvip etmiyor, hatta engellemek için ne gerekiyorsa yapıyor. Oysa Android kullanıcıları uğraştırmadan, farklı yazılımların yüklenmesine izin veriyor. İster daha gösterişli, ister daha hız odaklı, ROM seçimi kullanıcıya kalmış.

8. Ayarlar daha hızlı
 
WiFi, GPS, 4G, Bluetooth gibi teknolojiler yararlı ancak pil ömrüne de etki ettikleri için, bazen işleri zorlaştırabiliyorlar. Akıllı telefon kullanıcıları bu özellikleri ihtiyaç duymadıklarında kapatarak şarj ömrünü uzatabiliyor.  Android ayarları çok kolay yapılabilirken, iPhone'da bu ayarlar daha derinlere gömülü ve değiştirmesi daha çok vakit alıyor.

Sonuçta Android, iPhone'dan daha sonra tasarlandı ve tasarlayanlar, iPhone'da yanlış olarak gördükleri uygulamaları tekrar etmedi. Yeni sürümler hızla çıktı ve Android, iPhone'dan çok daha hızlı bir şekilde gelişti, gelişmeyi sürdürüyor.

9. Sosyal entegrasyon

Flickr ile fotoğraf, Google Docs ile belge ve Facebook-Twitter ile de bilgi paylaşmak çok kolay.

Google hesabı hepsiyle ilişkilendirildiğinde hayat çok kolaylaşıyor. Çekilen fotoğrafları otomatik olarak yüklemek çok kolay. Facebook hesabı ile cep telefonu bağlantıları senkronize edilebiliyor. iPhone'da ise bu tür işlemler için 3. parti uygulamalar kurmak gerekiyor. Bu da bir ara katman oluşturuyor. Android'in desteği daha sağlam ve özgür.
Yukarıda temel üstünlüklerini verdiğim maddelerden anlaşılıyor ki markası önemsiz olmakla birlikte Android işletim sistemli akıllı telefon almayı daha çok tavsiye ederim. 
 
Not: Diğer yazımda ise iki dev arasındaki günümüz pazar payı ve birkaç yıl sonraki durumu bulabilirsiniz...

Cepte Android fırtınası!

2016'ya kadar pazarın yarısını ele geçirecek. Windows ise Phone 7'de zorlanacak!
 
Amerikalı pazar araştırma fiması ABI Research akıllı telefonların işletim sistemleri ile ilgili raporunu açıkladı. Firma araştırmasının sonucunda küçük yeşil robotun 2016 itibariyle akıllı telefon pazarının yüzde 45'ini ön gördü. 
 
Google'ın mobil işletim sistemi 2010 yılında 69 milyon adet satıldı ve önümüzdeki 5 yıl içinde de hızlı yükselişini sürdürmesi bekleniyor. Rapora göre rakip platformların ise Android kadar başarılı olması beklenmiyor ama yine de bunların içinden Apple IOS'un iPad ve iPhone ürünlerinin verdiği destekle yüzde 15'lik pazar payını 2016'da yüzde 19'a çıkartarak yarıştaki yerini koruması bekleniyor.
Samsung'un Bada işletim sistemi için öngürülen pazar payı yüzde 10 olurken bu tabloda en zayıf oyuncu Windows Phone 7 işletim sistemi olarak sunulmuş. ABI Windows Phone mobil işletim sisteminin Nokia ile yaptığı yeni anlaşma ile ya "inanılmaz" bir başarı yakalaması gerektiğini ya da 2016 itibariyle ancak zorla yüzde 7'lik bir pazar payına ulaşabileceğini rapora ekledi.

ABI'nin pazar öngörüsü IDC'nin raporu ile ciddi oranda çelişiyor çünkü IDC, Microsoft'un mobil platformunun 2015'te pazarın ikinci büyüğü olacağı yönünde bir açıklama yapmıştı. Şu an pazardaki önemli oyunculardan olan 
RIM ise ABI'nin öngörüsüne göre pazar payı kaybederek yüzde 16'dan yüzde 14'e gerileyecek. ABI raporunda bunun sebebi olarak RIM'in kendi hedef kitlesini doğru şekilde hedefleyip ele geçirdiğini lakin diğer akıllı telefon tüketici profillerini daha güçlü ve hızlı şekilde artacağını gösteriyor.
 
 
Not: haberturk.com dan alıntıdır...

ZigBee Nedir, Nasıl Çalışır?

ZigBee, adını arıların çiçekler arasındaki zig-zaglı karmaşık hareket yapılarından almıştır. Bu zig-zaglı yapı mesh (karmaşık) ağındaki düğümler arası haberleşmeyi sembolize eder. Ağ bileşenleri kraliçe arı, erkek arı ve işçi arıları temsil eder.
ZigBee birçok farklı alanda uygulamaya sahip olan yeni sayılabilecek bir kablosuz ağ teknolojisidir.Uluslar arası şirketlerin kurduğu küresel bir şirketler birliği olan “ZigBee Alliance”ın çalışmaları sonucunda oluşmuştur. ZigBee; IEEE 802.15.4 temelinde özelleşmiş endüstriyel, bilimsel ve medikal (Industrial, Scientific, and Medical-ISM) radyo bantlarında kullanılan teknolojik bir standarttır. Bu teknoloji, aletlerin birbirleriyle düşük güç kullanarak iletişim kurmasını ve böylece bataryaların daha uzun süre kullanılmasını sağlar. ZigBee düşük hızlı iletişim için ideal olduğundan otomasyonun birçok farklı çeşidini hedefler. Bu yüzden ZigBee’nin en önemli kullanım alanlarından biri de bina içi ortamlar için kablosuz haberleşme sistemleridir. Çünkü teknolojik yönden sık sık batarya değişimi pratik değildir. Aşağıdaki resimde basit ev otomasyon ağı gösterilmektedir.
 
 
ZigBee’nin önemli özellikleri:
  • Güvenilirlik
  • Fazla sayıda düğüm desteği
  • Hızlı ve kolay kurulum
  • Uzun pil ömrü
  • Güvenlik
  • Düşük maliyet
  • Üretici/sağlayıcı bağımsızlığı
 
ZigBee Nedir?
ZigBee; IEEE 802.15.4 temelinde özelleşmiş, özel olarak kontrol ve sensör ağları için oluşturulmuş bir teknolojik standarttır. IEEE içerisinde 802 numaralı grup ağ operasyonları ve teknolojilerini içeren bölümdür. Grup 15 daha temel olarak kablosuz ağlarla(WLAN) ilgili detayları içerir ve görev grubu 4 ise 802.15.4 kablosuz kişisel alan ağlarında(WPAN) düşük veri hızları standartını içerir. WPAN düşük veri hızıyla beraber aynı zamanda düşük güç kullanımını ve düşük karmaşıklığı de kapsar. Veri hızı endüstriyel, bilimsel ve medikal (ISM) banda göre global 2.4 GHz’ de 250 kbps. Avrupa’da kullanılan banda göre 868 MHz’ de 20 kbps ve Kuzey Amerika ve Avustralya için 915 MHz’ de 40 kbps’ dir. ZigBee IEEE standartında oluşturulmuştur ve uzaktan denetim ile sensörlü ağ uygulamalarının kontrolünü adresler.
ZigBee, ilk olarak bu standarta uyan kontrol cihazını üretmeye çalışan birçok şirket ve endüstri liderleri tarafından oluşturulmuştur. 802.15.4; frekans ve veri hızı gibi özellikleri adresleyen orta erişim kontrolü katmanını (Medium Access Control - MAC) ve fiziksel katmanı (Physical - PHY) geliştirmiştir. Fiziksel katman aynı zamanda tam fonksiyonlu cihazlar (Full Function Devices - FDD) ve azaltılmış fonksiyonlu cihazlar (Reduced Function Devices – RFD) için geçerlidir. ZigBee ayrıca uygulama destek alt katmanını, ZigBee aygıt nesnesini ve son olarakta güvenlik servisini içeren ağ katmanı ile uygulama katmanını geliştirmiştir. Ağ katmanı ve uygulama katmanı IEEE katmanından daha fazla özelleşmiştir ve ZigBee ağ kurulumunu ve cihazların birbirleriyle iletişimini içerir. 
 
ZigBee’nin Yaptıkları:
ZigBee kablosuz kontrol cihazları ve sensörleri için dizayn edilmiştir. Evde, ofiste; ışıklar, kapılar ve çeşitli diğer cihazlarda kolaylıkla kullanılabilir. Bu cihazlar birbirleriyle kablolar olmadan iletişime geçer ve siz hepsini beraber kontrol edebilirsiniz. Tek bir kumanda cep telefonu da dahil olmak üzere tüm bu aletlerin kontrolü için kullanılabilir.
ZigBee’ de kullanılan radyo teknolojisi yeni olmasa da, garaj kapısının açılması, el çırpması ile ışıkların açılıp kapatılması gibi tek amaçlı kontrollerde çok gelişmiştir. Işıklar ve açma kapama düğmeleri, termostatlar ve ocaklar, klimalar ve kontrol panelleri gibi iki taraflı iletişimlerde kablosuz bağlantıyı sağlar. Uzun mesafelerde etkilidir ve birçok farklı göreve sahip sensörlerin yönetimini sağlar. 
 
ZigBee’ nin Çalışma Yapısı:
ZigBee temelde aletlere diğerleriyle iletişim kurma izni veren dijital radyoları kullanır. Tipik bir ZigBee ağı birkaç tip aygıttan oluşur. Ağı kuran, ağ koordinatörü ağın her düğümünün (node) farkındadır ve network içindeki alınmış ya da gönderilmiş bilgiyi her safhada yönetir. Her ZigBee networkü bir koordinatör içerir. Başka tam fonksiyonel cihazlar (FFD) ağ içinde bulunabilir ve bu aygıtlar bütün 802.15.4 fonksiyonlarını destekler. Bunlar bütün network koordinatörlerine, network dağıtıcılarına ya da fiziksel dünyayla bağlantılı bütün cihazlara hizmet ederler. Networkte bulunan uç cihaz ise indirgenmiş fonksiyonlu aygıt (RFD) sadece fiziksel dünyayla bağlantılı aygıtlara hizmet eder. 
 
ZigBee birkaç topolojiyi destekler bunlar star, mesh ve cluster ağacıdır. Star ve mesh ağlarının ikiside yukardaki şekilde gösterilmektedir. Görüldüğü gibi star topoloji en kullanışlıdır çünkü birtakım uç aygıtlar arasında bunlar birbirine yakın yerleştirilmiştir. Böylece tek dağıtıcı, tek dağıtıcı düğüm ile haberleşebilirler. Bu düğüm ağ koordinatörüyle en yüksek iletişimi sağlayan büyükçe bir mesh ağının bir parçası olabilir. Mesh ağ yapma düğüm bağlantılarının azaltılmasına izin verir. Böylece bir düğüm bozulursa aygıt başka biriyle iletişim kurmak için uygun bir yol bulabilir.
 
ZigBee iki ana modda çalışır:
    a-) Beacon     b-) Non-Beacon

Beacon modda; cihazlar birbirleri ile tamamen koordinelidir. Ağ koordinatörü periyodik olarak cihazlara bir “wake-up” işareti gönderir. Bunun sonrasında cihaz uyanır ve eğer bir mesaj iletmesi gerekiyorsa iletir, gerekmiyorsa uyumaya devam eder. Bu işlemleri tamamladıktan sonra ağ koordinatörü de uyku moduna geçer.
Non-Beacon mod; ise daha az koordineli çalışır. Her cihaz yalnızca ihtiyaç duyduğunda koordinatör ile haberleşir.  Fakat bu mod cihazların birbirleri ile karışmasına neden olabilir. Ayrıca koordinatörün ağı dinlemek için sürekli açık olmasını gerektirir, bu da daha fazla enerji harcaması demektir. Ama her iki durumda da ZigBee düşük enerji tüketimini korur çünkü ağda bulunan çoğu cihaz uzun periyotlarda uyku modunda olmaya devam eder.
ZigBee’ nin Diğer Kablosuz Standartlar ile Karşılaştırılması:
Video, ses gibi yüksek veri hızı ihtiyacını karşılayan yığınla kablosuz standart olmasına rağmen; sensörlerin ve kontrol cihazlarının isteklerini karşılayan bir standart ZigBee'den önce yoktu. Sensörler ve kontrol cihazlarının yüksek bant genişliğine ihtiyaçları yoktur, ancak düşük gecikme sürelerine, yüksek pil ömrü için düşük enerji tüketimine ve fazla sayıda cihaz bulunmasına ihtiyaçları vardır.
ZigBee düşük konfigurasyonu hedeflediği için bu ihtiyaçları karşılar. Sensör ve kontrol cihazları fazla veri iletmediğinden, ZigBee düşük veri iletimi için tasarlanmıştır.  250 kbps'lik veri iletim hızı, Wi-Fi'nin 20 Mbps'lik değeri ile karşılaştırılınca fark daha belirgin anlaşılabilir. Fakat bu yavaş iletim hızı sayesinde enerji tüketimi düşüktür. Bu sayede mesela bir cep telefonunu uzaktan-kontrol cihazı olarak kullanmak istediğimizde ZigBee; Wi-Fi, bluetooth ya da benzer teknolojilere göre daha uygun olacaktır.
ZigBee ile Bluetooth standartlarını karşılaştıracak olursak;
            
           ZigBee:
  • Statik ve dinamik star ve mesh ağları ile 65535(2^16) üzerinde düğüm
  • İletişim olmayan periyotlarda uzun zaman kalabilir
  • Düşük veri hızı, düşük güç tüketimi ile küçük paketler üzerinde çalışır
  • Kapanma için senkronizasyon bilgisine ihtiyaç duymaksızın uyku moduna geçebilir
  • Çok düşük gecikme süresi
  • Otomasyon ve kontrol üzerinde yoğunlaşmıştır
Bluetooth:
  • Quasi-static star ağı ile 7 istemci birden fazla ağa katılabilir
  • Yüksek veri hızı, düşük güç tüketimi ile büyük paketler üzerinde çalışır
  • Ortalama gecikme süresi
  • Genişletilmiş bir ağ kurmak çok zor ve senkronizasyon'u sağlamak maliyetli
  • Laptop, PDA gibi cihazlar arasında bağlantıyı sağlamak için kullanışlıdır.
Not: Konuyla ilgili olarak daha önce hazırladığım bir sunuma aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz...
https://rapidshare.com/files/2021176486/Zigbee___IEEE_802.15.4.rar